Sayın Hocam merhaba,


Öncelikle kıymetli eserlerinizi tarafıma hediye olarak gönderdiğiniz, şehit kütüphanelerine verdiğiniz destekler ve vakit ayırdığınız için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Kitap gönderimleri ile ilgili Asistanınız Aysel Hanım ile görüşmüş, tahminimden çok daha fazla kitap desteğinizi almıştım. Tabii şahsıma gönderilmesini uygun gördüğünüz imzalı dört adet eseriniz için de ayrıca çok mutlu oldum; var olun.

 

Merhabalar,

İnsan,çevresini kendi ideallerine uyumlu hale getirme ya da değiştirme gücüne sahip olduğu ölçüde insandır. Çevresine uyum gösterdiği ve çevresinin ürünü olduğu ölçüde de bitki ve hayvan gibi doğal bir tür olmaktan öte hiçbir değeri yoktur. Bu felsefe üzerinden sadece sizin sosyal sorumluluk dediğiniz projelere değil gücümüz ve imkânımız dahilinde duyabildiğimiz / ulaşabildiğimiz herkese bir nebze de olsun katkı sunmaya çalışıyoruz. Zira uyandırmaya çalıştığımız “insan” merkezli bilinçle cennetin aynı zamanda bu dünyada da inşa edilebileceğine inanan biriyim. Bu yüzden de ben size teşekkür borçluyum böylesi güzel çalışmalara vesile kılınarak bizi de aracılıkla mükafatlandırdığınız için.


Aslında uzun uzun konuşulabilir, yaptığınız çalışmalar ve projeler üzerine.Özellikle “insan insana emanettir” felsefeniz hakkında ve tabi yazdığınız kitaplar, hayalleriniz ve hedefleriniz üzerine.

 

“İnsanın insana emanet edildiği” gerçeğini felsefik bir yaklaşım olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum zira tüm ilahi emirlerin ana merkezinde bu gerçek var. Bu yüzden de bunu bir yaşam biçimi olarak okumak daha doğru olur kanaatindeyim.

 

Ben yine, müsaade ederseniz bir kaç soru ileteceğin ancak, instagramda harf sınırı olduğu için uzun uzun söyleşileri paylaşamıyorum. Bu konuda beni mazur görün lütfen. Elimden geldiğince güzel derlemeye çalışacağım. Ancak engin iliminizden nasiplenebilmem adına dilediğiniz kadar yazabilir, sorularımla sınırlı kalmadan bilgi paylaşımında bulunabilirsiniz.

1-Öncelikle kimdir Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu ?

 

Bu konuda uzun uzun yazmaya gerek yok aslında. Allah’ın 75 ayette direkt, 700 e yakın ayette de “kullanın” dediği aklını kullanmaya çalışan; dünya yaşamının insan kalma çabasından ibaret olduğunu ve gelmenin gitmenin zaten ilk adımı olduğunun farkındalığını yakalayarak bu bilinci yaymayı şiar edinmiş bir insan diyelim kısaca. 

2-Uzun yıllar eğitimcilik ( ilkokul öğretmenliği ve okul müdürlüğü ) ve eğitim yöneticiliği yaptınız ve akabinde pedagoji okuduğunuzu biliyorum. Merakım, pedagoji alanında eğitim alma fikri nasıl oluştu ?Öğrencilerinizin ruh halini daha iyi anlayabilmek miydi amaç ? Ve bunu ek eğitim olarak aldınız sanırım, profesyonel olarak bu mesleği yürütmüyorsunuz değil mi?

 

Kainatın merkezinde “insan”vardır ve insanı yok saydığınız / paranteze aldığınız andan itibaren kainat da, kutsallık gömleği giydirdiğiniz tüm kavramlar da anlamını yitirir. Merkezinde insan olunca da kendi içine hicret edip içsel terbiyesini nisbeten başarabilmiş ve bu başarıyla hayatın anlamını idrak edebilmiş insan belki de haddini aşarak mürebbiliğe soyunuyor. Öğretmenlik, eğitimcilik, eğitim yöneticiliği ve pedagojiyi de bu pencereden okumak gerektiği kanaatindeyim. Pedagoji tahsilinin sadece çocuklar / gençler üzerinde değil günümüz insanını anlama konusunda da çok katkısı oldu bana. 10-15 dakikalık bir sohbet veya yazışmayla muhatabınızın içinde kopan sessiz fırtınalara tanık olabiliyorsunuz mesela. Profesyonellikten kastınız masa başı bir iş imkanı ise hayır zira bu kendi tercihim; ama yaşamsal bilgi düzeyinde ise hayatın içinde edindiğiniz bilgiler günümüz karanlığına ışık tutuyor.


3-Dini alanda incelemeler ve araştırmalar yaptığınız, ortaya koyduğunuz eserlerinizle aşikar... Sizi bu alana yönlendiren ana motivasyon kaynağı neydi? Ne oldu da bu alana yöneldiniz ?
 

Din, günümüz insanının idrakinde yer ettiği gibi birtakım ritüellerden müteşekkil bir devinim değil tek cümle ile “insan olma sanatıdır”! Bu nedenle eserlerimde din kavramı yerine ana temanın “insan” odaklı olduğunu görürsünüz. Zira ortaya konan her emir ve hüküm başta adalet olmak üzere rahmet, merhamet,şefkat olmak üzere en çok da sevgi dilinin inşa edilmesi üzerine algılar yaratır ve tüm davet bunlar üzerine bina edilmiştir. Allah'ın insanlığa kendisini sevgi, merhamet, iyilik, saygı, şefkat manasını içeren kelimelerle tanıtması, Kur'an-ı Kerim'in ve bütün surelerinin bunlarla başlaması, gün­delik hayatta her işe bunlarla başlanmasının istenmesi, "besmele'nin bu kavramlar üzerine bina edilmesi Kur'an'ın en temel mesajının SEVGİ olduğunu apaçık göstermektedir. Merkezde sevgi olduğu zaman da bunu salt “din” olarak okuma fikrine katılmıyorum. Söylemlerle eylemleri çatışan insan yığınlarının temel amacı olan sevgi olan bir yaratıcıya atfen birbirine nasıl zararlar verdiğine şahit olduktan sonra bu alana yöneldim diyebilirim!


4- Size ait okuduğum makalelerden ve “Diriliş” isimli roman türünde ki kitabınızdan yaptığım çıkarımlardan bir tanesi de “zeki bir kalem” oldu. Kullandığınız teknikler, kurgu, bütünsellik “Diriliş” eseriniz için çok başarılı buldum ki bu sizin ilk romanınız... Roman türünde eserlere devam edecek misiniz? Okurlarınıza güzel haberleriniz var mı?; Üzerinde şu an çalıştığınız farklı kitaplar var mı?

 

Her insanın zeki olduğuna inanan biriyim. Halifesi kıldığı insanı eşit olarak dünyaya gönderen yaratıcının kimisine az kimisine çok zeka verdiğini sanmıyorum ki bu O’nun adil sıfatına aykırı olur. Sadece zekayı kullanma  alanlar ımız farklı sanırım. İlim,kelam,kalem ve ilham da o’nun olduğuna göre kendimize ait bir varlık iddiası küstahlığından varlığın sahibine sığınırız.

 

Evet,edebi anlamda ortaya koyduğum bir “acemilik” eseri. Çünkü şu ana kadar kalemsel olarak edebi anlamda bir çalışmam olmadı. Ama okuyucu ve takipçilerin ısrarı ile 2017 de Dirilişi’i aldım kaleme. Benim için çok yeterli gördüğüm bir çalışma olmasa da özellikle geçen yılki yurt turnesinde en çok rağbet gören eser oldu ve 3,5 ayda 5 baskı yaptı. Evet inşaAllah ilmi ve edebi ayrı ayrı olmak üzere İnşaAllah Ekim başına kadar yeni 8 eser daha çıkacak ortaya. Bunlardan 5 i roman tarzında. Ana tema yine insan. Türkiye’de bir ilk olarak 4 cildin de aynı anda yer aldığı günümüz kavgalarına da ışık tutan Kerbübela çalışması bitmek üzere. Aynı zamanda makalelerimden oluşan Biz bu dini yanlış anladık adlı iki ciltlik bir çalışma var ki ilk cildi bitti. Diriliş serisinin son eseri var “Ve kader gayrete aşıktır”. Bu yılki yurt turnesinde şahit olduğum olayları romanlaştırmaya çalıştığımız Fe Eyne Tezhebun. Şirk İnananların hastalığıdır adlı iki ciltlik ayrı ilmi bir çalışma. Koca bir yaz günde 3-4 saatlik uykuyla bunlarla geçti.


5-Bildiğim kadarıyla 7 tane araştırma inceleme alanında kitap, 2 tane de roman olarak “Diriliş” ve Diriliş’in devamı olan “Geceye Bir Güneş Çizdim” isimli eserleriniz mevcut. (Sayısız makalelerinizi saymıyorum..) Bu eserlerinizi toplamda ne kadar sürede tamamladınız?

 

Bu aslında ruhsal durumunuzla alakalı. Hemingway’in bu konuyla ilgili çok hoşuma giden bir sözü var ; “Yazmakta bir şey yok, sadece daktilonun başına oturacaksın ve kanayacaksın” der. Ama önemli olan yazmak değil, yazdıklarınızın insanların zihninde uyandırdığı enerji. Çıktığınız yolda hedefinize ulaşabiliyor, kitabınızla buluşan okuyucunun hayatına “renk” katabiliyor; onun dimağında “tat” bırakabiliyor ve en önemlisi de vermeye çalıştığınız değerlerle ilgili okuyucuyla karşı karşıya sohbet eder gibi onu “düşündürmeye” başlayabiliyorsanız zaten başarmışsınız demektir. Ortada 17 yıllık birikimin üzerine aylık asgari 15-20 kitapla yığılan bir bilgi dağarcığıyla bunun süresini belirlemek mümkün olmuyor. Dirilişi yazmak 4 ayımı aldı ama Kerbela’yı yazmak 4 yılımı. Kadın kitabını 8 yılda tamamlayabildim mesela.

 
6-Yazma ritüelleriniz nelerdir ? Örneğin hangi ortamlarda yazarsınız, bir müzik eşliğinde mi yazarsınız, sesli bir ortamda yazabilir misiniz mesela? Gece yazarım veya gündüz yazabilirim gibi kurallarınız var mıdır ?

 

Okuma da yazma da sessizlik tercihimdir. Kendimle kalmalıyım. Çünkü kendinizle kalabalık kalmadan ilerleme mümkün olmuyor. Ama an geliyor en kalabalık ortamlarda da zihninizde sevişen sözcükler yemek yediğiniz bir lokantanın peçetesine dökülüveriyor. Veya yolda giderken arabayı sağa çekip o an beliren cümleleri bulduğunuz ilk kağıda karalayabiliyorsunuz. Ama yazma için gece vakitleri gereksiz ne varsa çekildiği an en verimli zamanlar benim için.


7-Artık yazmaya ve ortaya kalıcı eserler koymaya devam eden biri olarak, yazmak sizin için hayat boyu sürecek bir serüven midir?

 

Buna sadece “nasip” diyebilirim. Yazar olunamayacağını öğrenene kadar yazarlığın ne olduğu tabii ki öğrenilebilir. Çünkü ben hâlâ bu bilginin peşindeyim, dolayısıyla öğrenebildiğimi söyleyemem. Ama ısrarla “okumak” diyorum. Okudukça kayboluyorsunuz ve yepyeni dünyalara adım basmak gibi bir lükse sahip oluyorsunuz. İlmi, edebi, tarihi, psikolojik, pegagojik, sosyolojik ne olursa olsun sadece okumak. Belli bir kelime hazinesine kavuştuğunuz zaman, sanırım yazmak da bir dürtü olarak gösteriyor kendini. Çünkü düşüncelerinizden “yazmak” dışında başka türlü kurtulma şansınız kalmıyor. Yazdıkça da daha çok okuma isteğini şiddetle arzuluyorsunuz, kelimeler ve cümleler beyninizde adeta cenge tutuşuyor  ve kendinizi ifade edebilmenin tek yolunun sadece “okumak”tan geçtiğini net olarak kavrayabiliyorsunuz.


8-Diriliş kitabınızın ismini nasıl belirlediniz ? Kitabı yazdıktan sonra mı yoksa yazmadan önce mi isim belirlersiniz ? Bu kitapta sadece bir cümle içinde “diriliş” kelimesine denk geldim. Gerçi muhteşem bir isim olmuş tamamen kitabı yansıtıyor...

 

İsim yansımadan yazamıyorum aslında. Ama kalemimin mürekkebini daha çok yaşanmışlıklardan aldığım için isim bulmak da çok zor olmuyor. Evet isim kitabın ruhunu yansıtmalı bence de.


9-Sosyal medyanın gençleri okuma alışkanlığı alanında olumlu veya olumsuz nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz ? Bu konuda ki gözlemleriniz nelerdir?

 

Uzun ve belki de ciltlere sığmayacak bir konu. Bu konuyla ilgili uzunca bir makale yazmıştım aslında. Evet gençlerimiz daha “kendilerinden” bir dil arıyor. Onları kalplerinden yakalayacak, nasihatlerin hayatlarına yansımasını sağlayacak, durumlarını küçümsemeyen, aksine anlayan ve içlerini gören dupduru bir dil arıyor gençliğimiz. Üst perdeden nasihat buyuran üsluplar, gençleri hiçbir şekilde etkilemiyor artık. Kendilerinin sansürsüzce ve en önemlisi yargılanmaksızın anlaşılmasını ve gündemlerinin yakalanmasını istiyorlar. Konuşan kişinin kullandığı “biz”li üslup, fena halde itici geliyor; dinleyen gençleri mevzu ne kadar sıcak olursa olsun boğuyor. Konuşmacının “tehdit içerikli” ağır bir din dili kullanması yerine, İslami örneklerin içine yedirildiği güncel ve neşeli örneklerle bezeli, daha aktüel bir tarzı tercih ediyorlar. Asla uygulanmayacak uzak ve afaki idealler yerine yakın ve mümkün hedefler gençlerimize daha çok tesir ediyor. Kişisel tecrübelerle süslenen ve yer yer özeleştiri de içeren üslup gençlerimizde daha kalıcı oluyor. Sadece ‘başkalarının’ kusursuz, mükemmel ve örnek hayatlarının anlatıldığı, insanlara kusursuzluğu ve mükemmelliği dayatan teorik konuşmalar birkaç dakikadan sonra dinleyiciye bir şey söylemez oluyor. Teknolojinin önümüze serdiği sınırsız imkanları da düşündüğümüzde bu ilkeleri benimsemiş samimi ve bilge üsluplara ihtiyacımız var.Bu yönleriyle baktığınızda sosyal medya her imkanda olduğu gibi aynı zamanda bir imtihan! 

10-Hocam, son olarak gençlere tavsiyeleriniz nelerdir ? Özellikle kitap okumaya yeni yeni başlayan kardeşlerimiz için ne tarz kitaplar öneriyorsunuz ?

 

Kitap okumada seçim bana ters geliyor. Zira arı gibi olmak lazım. Arı tek çiçeğe konarak mı bal yapar? Hayır! Her çiçeğe konar ve her çiçekten öz alır ve gider dünyanın en şifalı yiyeceğini ortaya koyar! Bu örnekten hareketle de şunları okuyun demek bana çok doğru gelmiyor. Arı gibi olmak lazım. Tabi gayemiz bal yapmak ise eğer. Ayrıca neden okuduğunu da bilmek gerekiyor. Yalanlamak ve reddetmek için mi? İnanmak ve her şeyi kabullenmek için mi?  Konuşmak ve nutuk çekmek için mi? Yoksa  okuma tartmak , kıyaslamak ve düşünmek için mi? Eğer gaye son dediğim ise hangi tür kitap olduğu sadece ilgi ve istidata bağlı olsa gerek.


Vakit ayırdığınız için tekrar teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum. En kısa sürede Geceye Bir Güneş Çizdim eserinizi okuyup yine sizi rahatsız edeceğim izninizle. Çok teşekkür ediyorum, Saygılarımla

Tatildeyken dahi ( umarım bize de nasip olur 12 )vakit ayırdığınız ben size teşekkürü bir borç addediyorum. Rabbim gayretimizin şahidi inşaAllah başarıyı da nasip edecektir. Kucak dolusu sevgi ve müebbet muhabbetle !